• Cts. Eyl 18th, 2021

Merhabalar.

Bu yazıda geçtiğimiz Mayıs ayı içerisinde okuduğum kitaplar, izlediğim film ve diziler üzerine yorumlarımı aktaracağım. Sizin de izlediğiniz dizi ve film varsa düşüncelerinizi yoruma yazın, konuşalım 🙂

FİLMLER

Filmler konusundaki yorumlamalarım öncesinde öncesinde şunu söyleyim ki Mayıs ayı içerisinde TRT 2 sayesinde epey film izleyebildim. TRT 2’nin her akşam bir film yayınlama politikası nedeni izlemek istediğim ama üye olduğum yasal film izleme platformlarında olmayan filmleri de izleyebilmiş oldum. TRT 2 her ay başında o ay için yayınlanacak filmlerin listesini paylaşıyor. Siz de takip edebilirsiniz listeyi. Şimdi filmlere geçelim 🙂

  • The Bourne Legacy : Başrolünü Jeremy Renner’ın oynadığı 2012 yapımı olan film daha önce üçleme bir film olan ve başrolünü Matt Damon’ın oynadığı Jason Bourne filmi ile parelel zamanlarda geçiyor. Yine Jason Bourne gibi Aaron Cross karakterimiz de kendisinin yok edilme çalışmalarından kaçmaya çalışıyor. Benim bu filme puanım 10 üzerinden 6. Takip sahneleri biraz güzeldi ama film bence ne tam anlatmak istediğini anlatabilmiş ne de filmin sonu bir yere varmış. Pek tavsiye edebileceğim bir film değildi fakat Jason Bourne üçlemesini izledi iseniz belki bunu da izlemek istersiniz.
  • Nokta : Mehmet Ali Nuroğlu, Begüm Birgören, Settar Tanrıöğen ve Serhat Kılıç’ın oynadığı 2008 yılına ait bu filmde tarihteki bir olay ile günümüzde geçen bir olayın kesişimi neticesinde meydana gelenler anlatılmaya çalışıyor. Tarihteki bir hat sanatçısı hoca yazdığı bir metne Moğol istilası nedeniyle nokta koyamaz. Günümüzde ise Mehmet Ali Nuroğlu’nun canlandırdığı karakter oldukça eski el yazması bir Kuran-ı Kerim’i kaçakçılara satma çalışması içinde iken olaylar karışır ve tarihteki olayla günümüzdeki olay bir noktada birbirleri ile kesişirler. Benim filme puanım 10 üzerinden 6. Sanat filmi olması açısında yavaş bir film ve dolayısı ile benlik değildi.
  • The Hunter : Willem Dafoe’unun başrolünü oynadığı 2011 yapımı olan bu filmde baş karakterimiz Martin David türünün tek örneği olarak kalan Tazmanya kaplanını avlamak üzere gönderilir. Bu film de yine yavaş bir film zira büyük oranda Martin David’in Tazmanya kaplanını araması üzerinde geçiyor fakat son aşamada film biraz ters köşe bir sonla bitiyor. Bu filme de puanım 10 üzerinden 6.
  • Sun Children : 2020 yılına ait bu filmde başrolü bir çocuk oyuncu olan Roohollah Zamani oynuyor. Ali karakterine kötü niyetli bir abimiz tarafından bir iş veriliyor ve Ali bu görevi yerine getirip parayı almak için elinden gelen her şeyi yapmaya çalışıyor ve sonuca giden yolun da bir okuldan geçtiğini düşünüyor. Filmde bazı gerilimli sahneler çok iyi yansıtılmış, çocuk karakter ile birlikte o gerilimi yaşıyorsunuz. Bu filmin eksi yönü olarak şunu söyleyebilirim, kötü karakterlerimiz hiç kötü olarak yansıtılmamış. Sanki sıradan, nötr insanlar gibiler, bu da filmde bir eksiklik olarak çıkıyor. Benim filme puanım 10 üzerinden 7. Beğendiğim bir filmdi. İzlerseniz bir şey kaybetmezsiniz diyebileceğim bir film.
  • Rain Man : Başrollerini Dustin Hoffman ve Tom Cruise’un oynadığı 1988 yılına ait bu filmde Hoffman otistik ve matematik konusunda dahi bir abiyi ve Cruise da onunla bir süre geçirmek durumunda kalan kardeşini oynuyor. Dustin Hoffman karakterini çok iyi oynamış, izlerken bunu hissediyorsunuz. 1988’de bu film en iyi film ödülünü almış. Benim bu filme puanım 10 üzerinden 8. Oldukça beğendiğim bir film olduğu için eksi bir yön de fark etmedim kendi açımdan. İzlemenizi kesinlikle tavsiye edebilirim.
  • The International : 2007 yapımı olan bu filmde başrolümüzü Clive Owen oynuyor. Louis Salinger ismindeki interpol polisi bankalar üzerinden gerçekleşen silah ticaretinin detaylarını öğrenmek için işin üstüne gider fakat soruşturmaya çalıştığı kişilerin gücü nedeniyle sık sık önü kesilir. Ben bu filme 10 üzerinden 7 vermiştim ama 7 vermemin nedeni direkt filmin konusu ya da oyunculuklar değildi. Filmde birkaç kez bir Türk’ün adı geçmişti ve sonlara doğru Türk bir karakterin görüneceği de kesinleşmişti. O sırada ben bari o oyuncuyu bir Türk oynasaydı keşke derken Türk karakteri Haluk Bilginer’in oynadığını gördüm ve bu nedenle filme 7 vermiştim. Eğer Bilginer olmasaydı bu filmin puanı 6 idi. Karakter derinliği yoktu, aksiyon sahneleri tatmin edici değildi. Filmin aslında odak noktası bankacılık sektörü üzerinden yapılan borçlandırma ve ticaret işleri ama filmden iyi zevk alabilmek için bu konuya ilgi duymak gerek.
  • Catch Me If You Can : 2002 yılına ait bu filmde ana karakterlerimizi Leonardo DiCaprio ve Tom Hanks oynuyor. Gerçek hayattan olaylar temel alınıp oluşturulmuş bu filmde Frank Abagnale Jr. sahte çek yapma yeteneği ile çok sayıda insanı dolandırıyor ve çok miktarda para elde ediyor fakat Carl Hanratty ismindeki FBI ajanı da onun peşindedir. Öyle bir an gelir ki ikili yüz yüze dahi gelir ama yine de Abagnale yakalanmaz. Benim bu filme puanım 10 üzerinden 8. Kesinlikle izlemenizi tavsiye edebilirim. Başrolü oynayan her iki aktör de rollerinin haklarını vermişler ve ayrıca dönem filmi olması açısından da döneme dair detaylar filmi beğenmem de etki oldu.
  • Empire of the Sun : 1987 yılına ait bu filmde başrolümüzü henüz o zaman 13 yaşında olan Christian Bale oynuyor. Filmimizin hikayesi İngiliz bir çocuk olan ve Şangay’da yaşayan Jim Graham’ın Japon’ların işgali ve yabancıları toplama kamplarında tutmaları nedeniyle bir anda değişen hayatını anlatıyor. Benim bu filme puanım 10 üzerinden 8. Çocuk karakterin ailesinden kopuşu, kampa düşüşü, kampta yaşayışı filmi ilgi ile izlememe sebep oldu. Ayrıca yine bir dönem filmi olması da o dönem yaşananlara dair merak uyandırdı bende ve biraz araştırmaya okumaya yöneltti. Christian Bale dışında benim bugünlerde izlediğim filmlerden tanıdığım iki kişi daha vardı bu filmde. Birisi John Malkovich diğeri de Ben Stiller.
  • It Could Happen to You : 1994 yılına ait bu filmde başrollerimizi Nicolas Cage ve Bridget Fonda paylaşıyor. Filmimizde herkesin sevdiği bir polis memuru olan Charlie Lang gözü sürekli yükseklerde olan karısının da ısrarı ile piyango bileti alır. Bir kafede garsonluk yapan Yvonne ile karşılaşan Charlie’nin bahşiş için parası çıkışmaz ve Yvonne’a eğer bilete para çıkarsa yarısını paylaşacağına dair söz verir ve akabinde gelişen olaylar ortaya hoş bir film çıkarır. Bu film bence sıcak bir filmdi, ben izlerken ilgi ile izledim. Böyle denk gelişlerin eseri ile ortaya çıkan sıcak, hoş filmler izlemeyi seviyorsanız izleyin bu filmi derim. Benim puanım 10 üzerinden 7 bu filme.
  • Dunkirk : 2017 yılına ait bu film Mayıs ayı içerisinde beni hayal kırıklığına uğratan bir film oldu. Trakt üzerindeki yüksek puanı ile beraber izlemeye heveslendiğim bu film bence tamamen propaganda bir film. Hitler’in stratejik hatası ile kurtulan birlikler ile ilgili sanki Birleşik Krallık ve Fransa müthiş bir başarı ile işi halletmiş gibi bahsedilmesini beğenmedim açıkçası. Benim filme puanım 10 üzerinden 5. İzlemenizi de pek tavsiye edemem.
  • Champions : 2018 yılına ait İspanyol yapımı olan bu filmde bir basketbol koçunun işlediği suça karşılık mahkeme tarafından üyeleri zihinsel engelli olan kişilerden oluşan Los Amigos takımına hocalık yapmakla görevlendirilir ve takımı ulusal şampiyonaya hazırlamak üzere çalışmaya başlar. Bu film aslında üzerinde çok fazla yoruma ihtiyacı olan bir film değil. Ben 10 üzerinden 8 verdim bu filme. İzlerken keyif aldım, sıkılmadım. Bir de önceden İspanya’nın zihinsel engelli sporcular üzerinden karıştığı bir skandal da varmış. O yüzden bu filmin önemi ülkeye göre bir nebze artıyor aslında. İzleyin fırsatını bulursanız derim.
  • We Are Marshall : 2006 yapımı olan bu filmde Marshall University futbol takımının uçak kazasında hayatını kaybetmesi neticisinde takıma yeni takım koçunun arayışı, düşüp kalkmalar ve takımın yeniden kuruluşu anlatılıyor. Film gerçek olay üzerine kurulu bir film. Benim şahsi görüşüm sıkıcı bir film değil, izlerken sıkmıyor fakat gerçek olaylar üzerine kurulu olması tabii ki hikayeyi sınırlıyor. Benim filme puanım 10 üzerinden 7. Fırsatını bulursanız izleyin dediğim bir film bu.
  • Loveless : 2017 yılına ait olan bir Rus filmidir Loveless. Filmimizde ailesinden sevgi görmeyen Alyosha ismindeki çocuk ortadan kaybolur ve olaylar gelişir. Film gerçekten isminin hakkını tamamen veriyor. Sevgi namına hiçbir şey yok filmde. Bahsedilen sevgisizlik sadece Alyosha ismindeki çocuk ile anne babası arasında arasında değil herkesin birbiri ile arasında da geçerli. Ayrıca filmde aralarda Ukrayna’ya dair haberler de geçiliyor. Buradan filmin içten içe Rusya-Ukrayna arasındaki ayrılıkları ve çocuğun da arada kalan insanlar olduğu da söyleniyor bazı yerlerde. Benim filme puanım 10 üzerinden 7. Bir sanat filmi olduğu için yavaş akıyor, biraz sıkılabilirsiniz.
  • Fences : 2016 yılına ait bu filmde başrolümüzü Denzel Washington oynuyor. Fences aslen bir tiyatro oyunuymuş ve Washington tarafından sinemaya uyarlanmış. Bu yüzden filmde tiyatrovari uzun konuşmalı sahneler ya da tiratlar görülebiliyor. Filmin odaklandığı ve çok iyi anlattığı nokta ise kuşak çatışması. Washington’ın oynadığı Troy Maxson vaktinde kendi babası ile çok sorunlar yaşamış birisi ve şimdi kendisi de kendi oğluyla sorunlar yaşamakta. Benim bu filme puanım 10 üzerinden 8. İzlemenizi önerdiğim bir film.
  • Marie Curie : 2016 yapımı olan bu film isminden anlaşılabileceği gibi iki farklı dalda nobel almış tek kişi olan Marie Curie’nin hayatının bir kısmına odaklanıyor. Yine gerçek bir hayat hikayesi üzerine kurulu olduğundan fazla yorum yapmak mümkün değil bu film için. Fakat şunu söyleyebilirim ki film çok yüzeysel kalmış. Bazı olaylar ne, nasıl oldu modundan kalıp geçiştirilmiş. Ayrıca Marie Curie’nin hayatını bilmeyenler için de bazı yerler anlaşılmaz oluyor. Benim filme puanım 10 üzerinden 6. 90 dakikalık bir film olması açısından Marie Curie’nin hayatına dair merak ettikleriniz varsa izlenebilir ama bence bu filmi izlemek yerine okunup araştırılsa çok daha faydalı olur.
  • Slumdog Millionaire : 2008 yılına bu meşhur Hint filmde Jamal isimli karakterin katıldığı yarışmada karşısına çıkan soruları hayatında yaşadıklarından öğrendikleri ile birer birer doğru cevaplayarak milyoner olmasına giden süreç anlatılıyor. Filmin hikaye örgüsü bence çok iyiydi. Çocuk oyuncular olsun, yetişkin oyuncular olsun onlar da karakterlerini iyi yansıtmışlar. Benim filme puanım 10 üzerinden 8. İzlemenizi öneririm.
  • Raging Bull : 1980 yılına ait olan bu filmde başrollerimizi Robert De Niro ve Joe Pesci paylaşıyor. Bu film benim için Mayıs ayında hayal kırıklığı yaratan ikinci film oldu maalesef. Yine Trakt üzerindeki yüksek puanı ile heveslenip izledim fakat hiç beğenmediğim bir film oldu. Jake LaMotta adındaki paranoyak bir boksör karakterimiz üzerinden giden filmde bir başarı hikayesi yok, hikaye bütünlüğü zayıf, Jake LaMotta’nın hayatındaki keskin değişimler yüzeysel geçilmiş. Sıkıcı bir film yani anlayacağınız. Ayrıca Rocky filmleri ile kıyaslanamaz çünkü film bir boks filmi değil. Sadece karakter boksör o kadar. Bunun yanında bir de film siyah beyaz bir film. 80’li yıllara gelindiğinde artık renkli film kültürü iyice oturmuşken siyah beyaz filmin ortaya çıkışı aslında Kodak filmin renki filmlerinin çok hızlı solmasına yönelik bir protesto imiş. Benim bu filme puanım 10 üzerinden 5. İzleyin diyemem bu film için.
  • The Secret in Their Eyes : 2009 yılına ait Arjantin yapımı bu film benim için Mayıs ayının en süpriz filmi oldu. Öncelikle kesinlikle izleyin bu filmi diyebilirim sizlere. Tam bir tahmin edilemez ters köşe filmi oldu benim için. Benim filme puanım 10 üzerinden 9. Film Arjantin’deki cunta ve ara dönemde geçiyor oluşundan aslında bazı yerleri anlamak için biraz Arjantin tarihi de bilmek gerekiyor. Ben mesele bilmeden izledim, sonra araştırdım filmin bazı noktaları cidden dönemler arası geçişe de vurgu yapıyormuş. Fırsat bulun ve izleyin bu filmi derim 🙂

DİZİLER

  • The Crown : 1952’den bu yana Birşelik Krallığın kraliçelik görevini yürüten Elizabeht’in tahta çıkışından itibaren yaşananları analtadan bu dizinin 1. sezonunu nihayet bitirebildim. İlk sezon bence gerçekten çok güzel işlenmişti. Elizabeth’in tahta çıkışı, tahta çıkış sonrası eşi ile yaşadıkları, Churchill’in onu kraliçeliğe zamanla alıştırması ve zamanla Churchill’in görevinden çekilmesi. Hepsi olay akışında güzel işlenmişlerdi. Bakalım ikinci sezonu nasıl işlemişler?
  • Friends : Mayıs ayı içerisinde Friends’in 2. ve 3. sezonlarını izledim. Dizinin insanı saran bir havası var. Böyle çok aşırı komik de diyemiyorum ama kesinlikle kötü bir dizi de diyemiyorum. İkisinin ortalarında. Kendisini izlettiren bir dizi.
  • Parks And Recreation: Parks&Rec’in de 5. sezonunu izleyebildim bu ay. Sonunda şehir konseyinde üyeliğe seçilmiş olan Leslie Knope bu sezon boyunca yaşadığı ve çok sevdiği Pawnee’ye daha üst kademedeki bir yönetici ve karar verici olarak hizmet etmeye çalışıyor. Tabii ki yaptıkları birilerini sevindirirken birilerini oldukça kızdırıyor 🙂 . Bu dizi benim favorilerim arasına kendisini çok sağlam bir şekilde ekletti.

KİTAP

Mayıs ayı içerisinde sadece Arthur Conan Doyle’un Sherlock Holmes – Suç Detayda Saklıdır kitabını okudum. Suç Detayda Saklıdır kitabı içerisinde Holmes ve Watson’ın çözümü için birlikte koşturdukları 11 hikayeden oluşuyor. Hepsi bize önce çözülmesi gereken olayı izah ediyor, sonra biraz uğraşla Holmes çözüyor ve sonunda Holmes nasıl çözdüğünü etrafındakileri hayran bırakarak anlatıyor. Sherlock Holmes serisini bitirme yolunda bir kitabı daha geride bırakmış oldum böylece.

2016 İstanbul Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği mezunuyum. Güncel olarak Paycore'da SoftPOS projesinde Java Developer olarak çalışmaktayım. Büyük oranda Java teknolojileri ile uğraşıp kendimi geliştirmeye çalışıyorum.

İlkay Günel

2016 İstanbul Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği mezunuyum. Güncel olarak Paycore'da SoftPOS projesinde Java Developer olarak çalışmaktayım. Büyük oranda Java teknolojileri ile uğraşıp kendimi geliştirmeye çalışıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir